Yunus Emreyle bir gün

Murat sihirli anahtarıyla istediği döneme gidebilen bir çocuktur. Özellikle Mevlana, Piri Reis, Mimar Sinan gibi Türk büyüklerinin hayatlarını

araştırırken sihirli anahtarının sayesinde hemen onların yaşadığı döneme
gidiyor.
Dinleyeceğiniz bu hikâye Murat’ın, Yunus Emre’yle bu yolla tanışmasını
anlatır.
Okul gazetesinin bu haftaki konusu Yunus Emre’ydi. Gazeteyi okumasam sınıfımızın girişindeki Yunus Emre resmini fark etmeyecektim.
Nerede doğduğu ve öldüğü bilinmeyen Yunus Emre, hiç unutulmamıştı.
Şiirleri yüzlerce yıldır okunup duruyordu. Onu unutulmaz yapan neydi
acaba? Bunu öğrenmenin bir yolu vardı. Benim sevgili anahtarım! Hemen
anahtarımı çıkarıp gözlerimi kapadım ve “Yunus Emre’nin yaşadığı zamana
gitmek istiyorum.” dedim.
Gözlerimi açtığımda kendimi bir ormanda buldum. Etrafta kimseler
görünmüyordu. Biraz da korkarak ormanda yürümeye başladım. İleride
odun toplayan birisini görünce içim rahatladı. Yanına yaklaşıp seslendim:
“Kolay gelsin…”
Odun toplayan adam, bana bakıp,
“Sağ ol delikanlı.” dedi.
Sonra elindeki odunları daha önce topladıklarının üstüne koydu.
Topladığı odunlara dikkat ettim, hepsi dümdüzdü! Özenle seçilmişti.
Acaba niçin hep düz odunları seçmişti?
“Odun topluyorsunuz galiba. Size yardım edebilir miyim?”
“Olur; sevinirim. Yalnız, odunların düzgünlerini seçmeye dikkat et.”
YUNUS EMRE’YLE BİR GÜN
4. TEMA MİLLÎ KÜLTÜRÜMÜZ
6
“Efendim, bunları niçin topluyorsunuz; nereye götüreceksiniz?”
“Dergâha götüreceğim.”
“Dergâh mı, orası neresi?”
“Dergâh, eğitim gördüğümüz yer. Tapduk Emre Hoca’mız bize dergâhta
her türlü ilmi, güzel ahlakı öğretir.”
Yunus Emre topladığımız odunları iple bağlayıp sırtına yükledi:
“Evet… Bu kadar odun yeter.”
“Ben de sizinle dergâha gelebilir miyim?”
“Tabii ki…”
Kapıdan içeri girince Tapduk Emre’nin diğer öğrencilerini gördüm. Yunus Emre’nin söylediği gibi hepsi bir işle meşguldü. Kimi bahçedeki çiçekleri
suluyor, kimi kaynayan yemek kazanını karıştırıyor, kimi su taşıyordu.
Ben şaşkın şaşkın etrafa bakınırken, avluya, nur yüzlü, saçı sakalı bembeyaz biri geldi.
Yunus Emre,
“Bak, hocamız Tapduk Emre.” dedi.
Tapduk Emre yanımıza geldi; bana,
“Hoş geldin evladım.” dedi.
Saygıyla başımı önüme eğdim;
“Hoş bulduk efendim. İzin verirseniz misafiriniz olmak istiyorum.” dedim.
“Bizim kapımız herkese açık.” diyerek gülümsedi.
Tapduk Emre gülümseyerek yanımızdan ayrıldı. Biz de içeri girdik. Yunus, sırtındaki odunları ocağın yanına bırakırken bir ses duyuldu.
“Tapduk Emre hocamız derse başlıyor!”
Tapduk Emre konuşmaya başladı. Odada çıt çıkmıyordu. Öyle tatlı konuşuyordu ki sanki ağzından bal damlıyordu:
“Alçak gönüllü olun, kimseyi küçük görmeyin. Sabırlı olmayı öğrenin
evlatlarım. Tüm canlılara şefkatle davranın…”
Ders bitince Tapduk Emre, Yunus’u yanına çağırdı. Birbirimize baktık.
Yunus, hocasının yanına gidip elini öptü.
7
Tapduk Emre,
“Artık ayrılık vakti geldi Yunus’um.” dedi. “Bundan sonra insanlara iyiyi,
doğruyu, güzeli, sen anlatacaksın.”
Yunus Emre, başını öne eğdi. Galiba hocasından ayrılacağı için üzülmüştü. Tapduk Emre,
“Yolun açık olsun evladım. Allah yardımcın olsun.” dedi.
Tapduk Emre’nin yanından çıktık.
“Efendim ben artık eve dönmeliyim.” dedim. “Her şey için çok teşekkür
ederim.”
Yunus Emre ile vedalaştık. El sallayarak yanından ayrıldım. Bir ağacın
arkasına saklandım. Anahtarımı çıkarıp, “Yaşadığım zamana geri dönmek
istiyorum.” dedim.
Gözlerimi açtığımda kendimi okulda buldum. Ders zili çalmıştı. Saklandığım yerden koşarak sınıfa girdim.
Ders boyunca Yunus Emre’yi düşündüm durdum. Acaba ben döndükten
sonra neler olmuştu? Yunus Emre, neler yapmıştı, nerelere gitmişti?
Dersin sonunda öğretmenimin yanına gittim. Merakla sordum:
“Öğretmenim! Yunus, Tapduk Emre’nin yanından ayrıldıktan sonra neler yapmış?”
Öğretmenim sorumu cevapladı:
“Yunus Emre yollara düşmüş Murat. Anadolu’yu, Azerbaycan’ı, Suriye’yi
karış karış dolaşıp bilgisinin ışığıyla insanları aydınlatmış. İnsanlar da onu
çok sevmiş.”
Mustafa Orakçı
Yunus Emre’yle Bir Gün
(Kısaltılmıştır.)

Last modified: Monday, 30 September 2019, 11:19 PM